Hepatit B

 

Hepatit B virüsü ile ortaya çıkan karaciğer hücre iltihabı ve hasarı hepatit B hastalığı olarak tanımlanır. Ülkemizde taşıyıcılık oranı %3 ile %7 arasındadır.

 

HEPATİT B NASIL BULAŞIR ?

İnsandan insana vücut sıvıları yolu geçer:

•Kan

•Semen (meni)

•Vajinal sıvı ve salgılar (adet kanı dahil)

•Doğum sırasında anneden bebeğe geçiş ( perinatal hepatit )

 

KAN VE KAN ÜRÜNLERİ

Kan yolu ile bulaşma özellikle gelişmiş ülkelerde damardan yasa dışı ilaç kullananların, kullandıkları iğnelerin bir şekilde diğer insanlara yayılması ile ortaya çıkmaktadır. Ayrıca yine bu kişilerin kullandıkları eşyaların diğer kişilerce kullanılması da bulaşmayı sağlar. Ancak dünya üzerinde hepatit B açısından oldukça yüksek riskli bir grup olan sağlık çalışanları açısından iğne yolu ile bulaşma son derece önemlidir. Çeşitli sağlık birimlerinde çalışan sağlık personeli özellikle kaza sonucu iğne batması ile hepatit B ye yakalanmaktadırlar. Ayrıca yine sağlık çalışanları hasta kişilerin kanının bulaştığı bir cisimle yine kaza sonucu yaralanır veya temas ederlerse yine hepatit B ye yakalanabilirler. Yine normal popülasyon ve sağlık çalışanları için kan nakli sonucu bu hastalığa yakalanma riski vardır. Gelişmiş ülkeler bu sorunu kan nakilleri sırasında tarama yaparak çözmüşlerdir. Ve bu tür bir bulaşma yolu dolayısıyla ortadan kalkmıştır.

 

CİNSEL İLİŞKİ

Cinsel ilişki sırasında hepatit B ile enfekte bir kişinin vücut sıvılarının diğer partnerin vajina, makat(rektum, özellikle ters ilişki) idrar kanalı (üreterler) ve ağızdaki yaralı veya çizik bölgelere teması ile hastalık geçer.

 

DÖVME VE PİERCİNG

Ülkemiz ve tüm dünyada dövme (tattoo) ve piercing sırasında kullanılan iğnelerin yeterince steril ve tmiz olmamasından dolayı kişiye bulaşması söz konusudur.

 

TRAŞ TAKIMI USTURA VE DİŞ FIRÇASI

Hastalıklı kişilerin kullandığı ve kan bulaşmış ustura, traş fırçası ve diş fırçalarının kullanılması ile hepatit B bulaşabilir.

 

PERİNATAL GEÇİŞ ( HAMİLELİKTE GEÇİŞ )

Doğum sırasında anneden çocuğa hepatit B mikrobu geçmesi sonucu ortaya çıkan durum perianatal geçiş olarak tanımlanmaktadır.

 

HEPATİT B NİN KULUÇKA SÜRESİ

Normal olarak 45-180 gün arası değişen bir kuluçka süresi olan bu hastalık ortalama olarak 60-90 gün arasında toplumun büyük kesiminde hastalığın ortaya çıkması için gereken kuluçka süresidir.

 

KULUÇKA EVRESİNDE HEPATİT B BULAŞIR MI?

Doğal olarak akla gelen ilk soru hastalığın kuluçka süresinde bulaşıcı olup olmadığıdır. EVET...kuluçka süresince özellikle vücut sıvıları oldukça bulaşıcıdır. Vücutta hepatit B ye karşı antikor (mikroplara karşı vücut tarafından oluşturulan protein kökenli koruyucu maddeler) oluşumuna kadarki evrede hastalık son derece bulaşıcıdır.

 

KURUMUŞ KAN VE TÜKRÜK (SALYA) HEPATİT B AÇISINDAN BULAŞICI BİR RİSK FAKTÖRÜMÜDÜR ?

EVET...bir hafta dahi kuruyarak kalan kan ve salya hepatit hastalığının bulaşması için yeterli. Bu sebeple çok dikkatli olunması gerekir.

 

KRONİK HEPATİT B HASTALARI HASTALIĞI BULAŞTIRIR MI?

EVET...özellikle kronik hepatit B taşıyıcısı olan kişilerle yaşayan ve bu kişilerin seks partnerleri açısından hastalığın bulşama riski vardır.

 

HEPATİT B NİN BELİRTİLERİ

Yenidoğan bebekler hepatit B ile ile ilgili belirgin olarak herhangi bir belirti vermez. İlerleyen yaş belirti verme ile doğru orantılıdır. Yaş ilerledikçe yapılan araştırmalar belirtilerin arttığını göstermiştir. Hepatit B nin hastalık belirtileri aşağıdaki gibidir;

 

- Tüm vücutta Aşırı halsizlik

- Hafif derecede ateş

- Baş ağrısı

- İştah kaybı

- Bulantı kusma

- Özellikle karaciğer bölgesinin üzerinde ağrı ve hassasiyet. Bu ağrı sarsıntı ve eğilme artar.

- Kabızlık veya ishal

- Kas ve eklemlerde yaygın ağrı

- Deride kızarıklık

 

5 yaşın üzeri ve yetişkinlerin % 40 da sarılık ortaya çıkabilir. ayrıca bebeklerin ise % 10 unda ancak sarılık görülebilir. Son olarak ise bazı hastalar kan verene yahut hekimleri tesadüfen hepatit B için tarama testi isteyene kadar hepatit B olduklarını bilemezler. Bunun anlamı ise bazı vakalarda hepatitin belirti vermeden geçmesi veya anlaşılamaması anlamındadır. Dikkat edilecek olursa yukarıdaki belirtiler, herhangi bir gribal enfeksiyonda görülebilir. Ancak karaciğer bölgesi üzerindeki ağrı, sarılık ...gibi semptomlara özellikle dikkat edilmelidir. Yada aşılanmamış bireylerin özellikle tarama testleri yaparak hastalığı geçirip geçirmediklerini anlamaları, ve bunun sonucuna göre sonuçlar negatif ise aşılanmaları, pozitif ise ömür boyu gözetim altında olmaları gerekir. Çünkü hepatit B siroz ve karaciğer kanserine sebep olabilecek sinsi bir hastalıktır. Kimi karaciğer kanseri yada aniden çıkan siroz vakalarının altında hepatit B virüsü olduğu sonradan belirlenmekte ve bu hastalar bu teşhis konulana kadar hepatit B den habersiz dolaşmaktadırlar.

 

HEPATİT B VİRÜSÜ ALINDIKTAN SONRA VÜCUTTA NELER OLUR?

Hastalık alındıktan sonra hastaların büyük çoğunluğu antikor oluşumu ile ilgili olarak 4-8 hafta içersinde kendilerin iyi hisseder. Özellikle yaşlı hastalarda belirtileri daha ağır olabilir. Ve bu hastalarda bazen belirtiler uzayabilir.

 

Hastaların az bir kısmında hepatit B virüsü hastanın kanında ve karaciğer saptanmaktadır. Bu hastalar kronik hepatit B dediğimiz formdaki hastalardır. Bu hastalarda karaciğer enzim testlerinde yükselme görülebilir. Yada bu hastalar hiçbir belirti vermeden yıllarca kronik formla beraber yaşarlar. Ancak daha öncede altını çizdiğimiz gibi kronik hepatit B taşıyıcıları için beraber yaşadıkları ev halkı ve seks partnerleri hastalığı kapma açısından büyük riski taşımaktadır.

 

HEPATİT B VİRÜSÜ İLE ORTAYA ÇIKABİLCEK KÖTÜ SONUÇLAR NELERDİR?

- Siroz (Kronik yaygın ve ilerleyici karaciğer iltihabıdır.Öldürücü bir hastalıktır.Ortalama yaşam süresi 38-40 aydır)

- Karaciğer kanseri

- Karaciğer yetersizliği

- Fulminan hepatit denilen çok kısa sürede (1 ay gibi...) karaciğer yetersizliğine götüren ölümcül bir hastalık tipi

- Hepatit D hastalığı

 

HEPATİT B HASTALIĞINDA RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR ?

- Hepatit B taşıyıcı bir seks partnerine sahip olma

- Çok eşlilik

- Başka bir cinsel yolla bulaşan hastalığın olması

- Hepatit B li hastaların çatal, kaşık, bıçak, jilet, ustura ve benzeri eşyalarını paylaşmak

- Damardan ilaç kullanımı

- Meslek (doktorlar, hemşireler,dişçiler, kan ve kan ürünleri ile uğraşan laboratuar ve kan merkezi çalışanları.

- Hepatit B virüsü açısından yüksek riskli ülkelerde 6 aydan fazla yaşamak (Çin, Afrika, Asya kıtasının merkezi ve kuzey doğusu, Ortadoğu, Doğu Avrupa )

- Uzun süre hepatit B virüsü taşıyıcı bir insanla aynı odayı çeşitli sebeplerle paylaşma (yatakhane, hapishane...vs)

- Homoseksüel veya biseksüel olma

- Temiz ve hijyenik olmayan yerlerde dövme veya piercing yaptırma ve buralarda çalışma

- Hijyenik şartları iyi olamayan berberlere tıraş olma

- Annede hepatit B virüsü ile enfeksiyon olması yeni doğan bir çocuk için her zaman rsik faktörüdür. Ancak çocuk doğar doğmaz hepatit aşısı ve hepatit B koruyucu immunglobin (koruyucu serum) yapılırsa hastalığa yakalanmaz.

- Hepatit B li bir kişi tarafından ısırılmak

- Hemofili veya diyaliz hastası olmak. (bu kişiler kan almak veya sürekli kan temizlenmesi gereken grupta olduklarından hepatit B açısından son derece yüksek risk grubundadır.)

 

PEKİ NE ZAMAN HEPATİT B İÇİN DOKTORA BAŞVURMALIYIM?

Yukarıda sayılan risk faktörlerini taşıyorsanız, ayrıca yine yukarıda sıraladığımız hepatit B ile ilgili hastalık belirtileriniz varsa hemen hekiminize hepatit ile ilgili testler için baş vurunuz. Ayrıca hepatit B vakalarının % 35 inde hastalığın hiçbir risk faktörü olmadan tespit edilmesi aşısı olmayan herkesin hekimine başvurarak testler yaptırması, eğer testler negatif ise aşı yaptırması, pozitif ise belirli aralıklarla izlenmesi gerekmektedir. Çünkü hepatit B kronik sonuçları bakımından tehlikeli bir hastalıktır. Karaciğer yetersizliği,siroz karaciğer kanseri gibi çok ağır ve ölümcül sonuçlara gidebilen bu hastalık toplumları,aileleri ve bireyleri çok dramatik sonuçlarla karşılaştırabilmektedir.

 

- Aynı mekanı ve evi paylaştığınız herhangi bir kişide yeni tespit edilmiş hepatit B hastalığı varsa hemen hekiminize sizde test ve korunma için başvurunuz.

 

- Kadın veya erkek olsun özellikle korunmasız bir cinsel ilişki sonrası şüpheleriniz var ise hemen hekiminize test ve korunma için başvurunuz.

 

- Hepatit B olduğunu düşündüğünüz biri tarafından ısırıldıysanız hemen hekiminize test ve korunma için başvurunuz.

 

- Mesleğiniz (doktorlar, hemşireler,dişçiler, kan ve kan ürünleri ile uğraşan laboratuar ve kan merkezi çalışanları, kısaca sağlık çalışanları...) risk grubunda iseniz hemen hekiminize test ve korunma için başvurunuz.

 

KLİNİK

1-SARILIKLI FORM: Başlangıçta gribal enfeksiyon, gastroenterit, (İştahsızlık, bulantı, kusma,karnın sağ üstünde ağrı) döküntüler, ateş, başağrısı, halsizlik, çabuk yorulma, eklem ağrısı ve iltihabı, gibi özgün olmayan belirtiler vardır. Bu belirtiler gerilerken hastada sarılık ortaya çıkar. Bu döneme idrar renginin koyulaşması ve dışkı renginin açılması öncülük eder.Tam iyileşme 6 ayda olur.

2-SARILIKSIZ FORM: Klinik belirti ve bulguların silik olduğu ve gözden kaçan vakaların olduğu klinik formdur.

3-KOLESTATİK FORM: Sarılıklı ve kaşıntılı belirtiler vardır.

4-SUBFULMİNAN FORM: Hafif ateşle birlikte sarılık ve sindirim sistemi şikayetleri iyileşme olmadan devam eder. 3-10 haftada ölüm veya 1-3 yıl içinde siroz gelişir.

5-FULMİNAN FORM: 1-2 hafta içinde ağır karaciğer yetersizliği olur ve ölümle sonuçlanır.

 

HEPATİT B VE KAN TESTLERİ

Hekiminizle konuştuğunuzda gerek fiziksel muayene ve gerekse başvurma sebebinizde göz önünde bulundurulduğunda eğer hepatit B şüphesi var ise hekimiz hepatit B ile ilgili kan testleri isteyecektir.

 

Bu testler kısaca:

Hbs-Ag : Hepatit B (surface) yüzey antijeni

Anti-Hbs: Hepatit B yüzey antijenini nötrleştirmek için vücut tarafından üretilen koruyucu protein

 

ÖZELLİKLE GELİŞMİŞ BATI ÜLKELERİNDE HAMİLELİK DÖNEMİNDE HBASG (Hepatit B (surface) yüzey antijeni) TARAMASI RUTİN OLARAK YAPILMAKTADIR VE YAPILMASI TAVSİYE EDİLMEKTEDİR. BİZDE ÜLKEMİZDEKİ HAMİLE BAYANLARA HBSAG TARAMA TESTİ YAPTIRMALARINI VE RİSKLİ GRUBA GİREM HAMİLE BAYANLARIN GEBELİĞİN İLERLEYEN SAFHALARINDA BU TESTİ TEKRARLAMALARINI ÖNERİRİZ. DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN BU DURUMU MUTLAKA HEKİMİNİZE danışınız

 

HEPATİT B İÇİN TARAMA TESTİ YAPTIRMAK ŞART MIDIR? YADA TARAMA TESTİ YAPTIRMADAN AŞI YAPTIRILMASININ BİR ZARARI VARMIDIR?

Gelişmiş batı ülkelerinde yapılan yayınlara göre hepatit B için tarama testi yaptırmadan aşı yaptırmak daha ucuz ve sakıncasız bir yöntemdir ve bu şekilde olam ihtimali vardır.Geçirilmiş bie hepatit B enfeksiyonu olan bir kişi “tarama testi yaptırmadan aşı yaptırırsa bir zararı olur mu ?”sorusuna bilim adamlarının cevabı bir zararın olmadığıdır. Eğer kişi farkında olmadan hepatit B yi kapmış olabilir. Tarama yapılması var olan bir hepatit B hastalığının durumu hakkında bilgi verir. Buda kişinin ileriki tedavisi ve hepatit B ile beraber ortaya çıkabilecek kronik sorunların izlenmesi bakımından önem taşır.

 

HEPATİT B AŞISI YAPTIRMAK İÇİN HANGİ TESTLERİ YAPTIRMALI ?

· HbsAg

· Anti-HBs

Hepatit B aşısı yukarıdaki iki testte negatif olduğunda yapılmalıdır.

 

Kısaca hatırlatma yapmak gerekirse, HbsAg nin POZİTİF olması yeni veya eskiden geçirilmiş bir hastalığın olduğunu, Anti-Hbs POZİTİF olması hastalığa karşı bağışıklığı gösterir. Eğer kişi aşı yaptırmış veya hastalıkla karşılaşmış ise Anti-Hbs POZİTİF dir.

 

HEPATİT B DEN KORUYUCU BAZI TEDBİRLER

- Cinsel ilişki sırasında kondom(kaput, prezervatif) kullanımı

- Enjektör iğnelerinin doğru şekilde depolanarak atılması (özellikle tıbbi atıklara dikkat edilmesi gerekmektedir.)

- Kan ve kan ürünleri ile uğraşan kişilerin latex veya plastik eldiven kullanması

- Diş fırçası, jilet ve usturaların temizliğine dikkat edilmesi ve diğer insanlarla paylaşılmaması (özellikle berberlerin hijyene dikkat etmesi gerekmektedir. Kozmetikle ilgili yerlerde kuaför, berber, manikür, pedikür yapılan yerlerde aletlerin temizliğine dikkat edilmesi gerekir)

- Uyuşturucu kullanımın önlenmesi ve kullananlara yönelik toplumsal eğitimler

 

HEPATİT B AŞISI

Hepatit B aşısı 3 dozluk uygulama gerektiren bir aşı bu üç dozun sonunda % 95 oranında koruyuculuk sağlar. Bu üç doz en az 12 yıl kişileri hepatit B den korumaktadır.

 

Yeni doğan bebekler, tüm yetişkinler, uyuşturucu kullananlar, son 6 ay içersinde birden çok seks partneri olan kişiler ve cinsel yolla bulaşan bir hastalığa sahip olanlar, homoseksüeller, biseksüeller , hemofili hastaları, diyaliz hastaları, tüm sağlık çalışanları, hapishane çalışanları ve hapishane mahkumları, özürlü bakım evleri personeli, dünya üzerinde hepatit B açısından riskli bölgelere seyahat eden kişiler...hepatit B aşısını ivedilikle yaptırmalıdır.

 

AŞILANMA SONRASI HEPATİT B YE KARŞI BAĞIŞIKLIK OLUŞUP OLUŞMADIĞI TESPİT EDİLEBİLİR Mİ ?

EVET...antikor titresi denilen aşıya karşı yanıtın oluşup oluşmadığını anlamak için hekiminiz testler isteyebilir. Bu rutin bir uygulama değildir. Aşının % 95 oranında tuttuğunu belirtmiştik. Ancak bazı riskli gruplara aşının tutma oranını gösteren testler istenebilir. Sağlık çalışanları, kronik hepatit B enfeksiyonu olan seks partnerine sahip kişiler, vücut savunma sisteminde ciddi değişimler olan kişilerde aşının tutup tutmadığını anlayıcı testler istenebilir.

 

Hepatit C

 

HEPATİT C
Hepatit C virüslerle bulaşan hepatitler arasında kan yolu ile en sık bulaşan tiptir. Bu sebeple özellikle kan nakli ve kan ürünleri ile edinildiğinin bilinmesi oldukça önemlidir. Son zamanlarda tıp literatüründe de yayınların sayısı arttıkça hepatit C ile ilgili bilgilerimizde artmaktadır.

Hastalık çoğu zaman akut (aniden ve kısa sürede) başlar. Hafif ve orta derecede geçirilen bir takım belirtiler kişi tarafından çoğu zaman algılanmaz. Bu arada karaciğer enzimlerinde hafif yükselme ile giden bir kan tablosu hakimdir. Akut dönemde hastalığı geçiren kişilerin yaklaşık % 85 inde hastalık kronik hepatit e doğru gider. Bu oldukça yüksek bir rakamdır. Ve daha da önemlisi bu hastaların % 20 sinde siroz denilen ( siroz = Kronik yaygın ve ilerleyici karaciğer iltihabıdır.) tablo ortaya çıkar.

HEPATİT C HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

Hepatit c belirtileri hafif olarak algılanabilir yada farkında olmadan geçirilebilir. Genel olarak küçük çocuklarda belirtisiz seyreder. Ancak daha büyük çocuklarda yetişkinlerde bazı belirtiler görülür.
  • • Halsizlik ve kaslarda zayıflık hissi
  • • Baş ağrısı
  • • Karın ağrısı (ki bu ağrısı karaciğer bölgesinin hemen üzerindeki bölge)
  • • Bulantı
  • • Koyu renkte idrar (kola rengi)
  • • Kilo kaybı
  • • Yağlı yiyeceklerden tiksinme
  • • Nadiren sarılık
  • • Eklem ağrıları

KKRONİK HEPATİT C
6 aydan daha fazla sürede devam eden hepatit C ile oluşan hepatit durumu kronikleşmiş hepatit C hastalığıdır. Özellikle küçük çocuklarda belirti vermeden gider. Ancak daha ileri yaşlardaki bireylerde bazı belirtiler olabilir.
  • • Sebat eden bir halsizlik
  • • Hafif-orta derece karın ağrısı
  • • Siroz belirtileri: vücutta kırmızı damar lekeleri ki bunlara spider (örümcek) denir. Avuç içersindeki kızarıklıklar, karında şişlik, el ve ayaklarda ödem ve şişlik gibi belirtileri olan karaciğer de fibrozla giden çok ciddi bir hastalıktır.

KRONİK HEPATİT C DE KANSER OLUŞUMUNU ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?
EVET...Bazı faktörler karaciğer kanseri riskini provoke eder, bunlar;
  • • Alkol kullanımı
  • • Siroz gelişimi
  • • İleri yaş
  • • Erkek hasta olmak

HEPATİT C KARACİĞERDEN BAŞKA HANGİ SİSTEMLERE ZARAR VERİR ?
Hepatit C karaciğer hasarı dışında vücutta deri, böbrekler , tükürük bezleri, göz ve romatizmal sorunlara yol açabilir.

HEPATİT C VE DÖVME AKAPUNKTUR PİERCİNG
Bu gibi uygulamalarda hastalığın geçme riski eğer steril ortamlarda olmaz ise her zaman söz konusudur. Bu gibi yerlerde hijyen ve sterilizasyon  çok önemlidir.

HEPATİT C NASIL BULAŞIR ?
Hepatit C nasıl bulaşır sorusu oldukça önemlidir. Hepatit C 'nin kan yolu ile bulaştığını belirtmiştik. Kan ve kan ürünleri ile geçebilmektedir. Ayrıca uyuşturucu kullananlarda iğnelerden bulaşması dolayısıyla oldukça yaygın görülür. Ayrıca tüm sağlık çalışanları hepatit B de olduğu gibi hepatit C içinde riskli bir gruptadır. Sağlık çalışanlarına yine iğne batması ve diğer tıp ekipmanı ile bulaşması söz konusudur. Doğal olarak akla gelen hepatit C nin cinsel ilişki ile geçip geçemediği sorusudur? Hepatit C cinsel yolla bulaşır, ancak bu olasılık son derece düşüktür. Tek eşli çiftlerde bu olasılık daha da zayıftır. Ancak çok eşli , cinsel yolla bulaşan hastalığı olan ve AİDS li kişilerde cinsel yolla bulaşma olasılığı yüksektir. Ayrıca organ nakli sırasında hepatit C geçme olasığıda çok yüksektir. Ancak özellikle kan nakli ve organ nakillerinde kan ve organlar hepatit C yönünden taranmaktadır. Bu da hastalığın yayılmasını önlemektedir.

HEPATİT C ANNEDEN BEBEĞE DOĞUM SIRASINDA GEÇER Mİ?
EVET...%6 olasılıkla hepatit C anneden bebeğe geçer. İlaveten annnede aids var ise hepatit C nin bulaşma olasığı dahada yükselir.

AYNI EVDE YAŞAYAN KİŞİLERDE HEPATİT C VAR İSE BULAŞIR MI?
Bu çok sık görülen bir durum değildir. ancak aynı kaşık, çatal ve bardağı paylaşmak bulaşma açısından riski son derece artırır. Önemli olan bu saydığımız eşyaları paylaşmamaktır. Bunların dışında aynı evde yaşamak bulaşma açısından yüksek risk taşımaz.

ANNEDEN ÇOCUĞA EMZİRME İLE GEÇER Mİ?
HAYIR...ancak annenin meme başında kanama ve enfeksiyon olmaması gerekir.


ÖNEMLİ NOT:
HEPATİT C Lİ HASTALARIN % 10 UNDA  BULAŞMA SEBEBİ BİLİNMEMEKTEDİR.



HASTALIĞIN KULUÇKA SÜRESİ
Hepatit C nin kuluçka süresi 2 hafta ile 6 ay arasıdan değişen bir süreçtir. Ancak bugün tıp yayınlarında hastalığın hangi döneminde ve ne kadar süre ile bulaşıcı olduğu bilinmediğinden hastalık tespit edildiğinde diğer insanlara bulaşmaması için kişinin uyarılmasında büyük fayda vardır.


HEPATİT C TESTİ
Anti-HCV : Hepatit C  antikor (vücut tarafından üretilen koruyucu serum) testi
   

KİMLER HEPATİT C TARAMA TESTİ YAPTIRMALIDIR ?
  • Anormal karaciğer enzim testleri olanlar
  • Geçmişte size kan nakli yapılmış ise (bu yaklaşık olarak 5-10 yıl önce yapılmış ise yahut size kan veren bir kişinin hepatit C olduğunu öğrendiniz ise)
  • Size organ nakli yapıldıysa (özellikle 5-10 yıl önce...)
  • Tüm sağlık çalışanları
  • Cinsel ilişkileriniz olduysa (özellikle çok partnerli)
  • Hemodiyaliz hastası iseniz
  • Hemofili veya benzeri kan ürünleri gerektiren bir hastalığınız varsa
  • Hepatit C hastası iseniz ve çocuk sahibi olduysanız 1 yıl içinde hepatit C testi yaptırmalısınız.

 

HPV

 

HUMAN PAPİLLOMA VİRUS (HPV)

Cinsel yolla bulaşan hastalıklara virüsler ya da bakteriler neden oluyor. Adı üstünde: cinsel ilişki sırasında bulaşıyorlar.

Human Papilloma Virus (HPV) genital bölgede bulunan ve cinsel ilişki ile geçtiği bilinen en yaygın hastalıktır. Amerika'da bugüne kadar 20 milyon HPV vakası tanımlanmış olup bu sayıya her yıl "bir milyon" yeni hasta eklenmektedir. HPV, kadınlarda serviks (rahim ağzı) kanseri gelişiminden de sorumlu olup kronik üriner sistem enfeksiyonları, vaginozis ve vaginitis ile ilişkilidir. Bugüne kadar enfeksiyona neden olan 120'den fazla HPV tipi tanımlanmıştır. Bu tiplerden özellikle 16 ve 18 serviks kanseri gelişimi açısından en riskli HPV tipleridir. Kadınlarda vaginal sürüntü ve kondilom (genital siğil) örneklerinden erkeklerde ise postüretral sürüntü ve kondilom örneklerinden yapılan DNA testleri ile HPV varlığı kolaylıkla saptanabilmektedir.

HPV'nin Belirtileri ve Semptomları Nelerdir?

HPV ile enfekte olmuş insanların çoğunda hastalığa ilişkin semptomlar veya sağlık problemleri gözlenmez. Hastaların %90'ında 2-3 yıllık bir süreç içerisinde bağışıklık sistemi tarafından doğal olarak vücuttan temizlenir. Ancak, hangi hastalarda HPV'e bağlı kanser veya diğer sağlık problemlerinin gelişeceğini önceden bilmek mümkün değildir.

Bazı HPV tipleri kadın ve erkeklerde genital siğillere neden olabilir. Nadiren bu HPV tipleri ağız içerisinde siğil oluşumuna bağlı olarak gelişen ve Tekrarlayan Respiratuvar Papillomatozis (RRP) olarak adlandırılan klinik bir tabloya yol açabilir.

Diğer HPV tipleri ise (yüksek riskli tipler), vücutta hücresel değişikliklere yol açarak zaman içerisinde serviks ve daha az sıklıkla da vulva, vajina, penis, anüs ile baş-boyun (dil, bademcik ve gırtlak) bölgesinde kanser gelişimine neden olabilir.

Genital siğillere neden olan HPV tipleri, kansere yol açan olan HPV tiplerinden farklıdır.

HPV Kaynaklı Sağlık Problemleri Nelerdir ? 


Genital siğiller

Genellikle küçük tek bir yumru veya yumru grupları şeklinde genital bölgede görülür. Bunlar; küçük veya büyük, kabarık veya düz olabilecekleri gibi karnıbahar şeklinde gözlenebilirler. Doktorlar, muayene esnasında  genital bölgedeki siğilleriteşhis edebilir. Siğiller, HPV virüsü taşıyan bir partner ile cinsel ilişki sonrasında haftalar veya aylar geçtikten sonra ortaya çıkabilir. Bunlar tedavi edilmezse aynı kalabileceği gibi kaybolabilir veya sayıları ve büyüklükleri artabilir. Siğillerin kansere dönüşme riski yoktur.

Servikal kanserler

Genellikle ilerleyinceye kadar semptom vermezler ve çok ciddi kanserler olup tedavisi de zordur. Bu nedenle, kadınlarda serviks kanseri için düzenli tarama yapılması önemlidir. Tarama testleri sayesinde hastalığa neden olan hücresel değişiklikler erken aşamada saptanarak henüz kanser gelişmeden erken aşamada tedavi edilebilir.

Diğer HPV kaynaklı kanserler

iyice ilerleyince kadar belirti vermezler ve tedavileri de serviks kanseri gibi oldukça zordur. Bu grup; vulva, vajina, penis, anus ve baş-boyun tümörlerini kapsar.

Tekrarlayan Respiratuvar Papillomatozis (RRP)

Boğazda yerleşmiş olan siğillerden kaynaklanır. Bunlar bazen hava yolu obstrüksiyonuna bağlı boğuk ses ve solunum güçlüğüne neden olabilir. Nadiren de olsa çocuklarda gözlenebilir.

HPV erkeklerde hangi sağlık problemlerine neden olur ?

HPV enfeksiyonu taşıyan erkeklerin çoğunda, HPV tipi ne olursa olsun hiçbir belirti veya sağlık problemleri gözlenmez. Ancak, bazı HPV tipleri genital siğillere neden olabilir. Diğer türleri ise penil, anal veya baş-boyun kanserlerine neden olabilir. Kanserlere neden olan HPV tipleri ile genital siğillere neden olabilir HPV tipleri birbirinden farklıdır. Ayrıca, kolorektal kanserler anal kanserlerle daha sık gözlenir ve HPV ile bağlantılı değildir.

Erkeklerde HPV belirtileri ve semptomları nelerdir ?

HPV taşıyıcısı erkeklerin çoğunda belirti veya virüs kaynaklı sağlık problemleri gözlenmez. Bununla birlikte, HPV kaynaklı sağlık sorunları gözlenen kişilerde bazı belirtiler ve semptomlar bulunabilir.

Genital siğiller
HPV taşıyıcısı bazı erkeklerde ilk gözlenen belirti olabilir. Bunlar: 

  • Bunlar; penis, testis, kasık, uyluk, ve anüs üzerinde yerleşim gösterebilirler ve bir veya daha fazla sayıda bulunabilirler.
  • Kabarık, düz veya karnıbahar şeklinde olup genellikle zararsızdırlar.
  • HPV taşıyıcısı bir kişiyle cinsel temas sonrasında haftalar veya aylar sonra ortaya çıkabilirler.

Anal kanserler
HPV kaynaklı olarak erkeklerde gözlenebilir ve farklı belirtilere neden olabilirler.

  • Bazen hiçbir belirti veya semptom vermezler.
  • Anal kanama, ağrı, kaşıntı veya akıntı gözlenebilir.
  • Kasık ve anal bölgede lenf düğümlerinde şişliğe neden olabilirler.
  • Barsak alışkanlıkları veya dışkı şeklinde değişiklikler görülebilir.

Penil kanserler
ileri aşamaya gelmeden hiçbir belirti ve semptom vermeyebilirler.

  • İlk belirtiler: deride renk değişikliği, kalınlaşma veya penis üzerinde doku birikimi
  • Geç belirtiler: penisde büyüme veya duyarlılık. Bunlar genellikle ağrısızdır. Bazı olgularda ise ağrı ve kanama gözlenebilir.

Baş ve boyun kanserleri
genellikle geç aşamada belirti verirler.

  • • Geçmeyen boğaz hassasiyeti veya kulak ağrısı
  • • Kalıcı öksürük
  • • Nefes alma veya yutma fonksiyonunda sorunlar veya ağrı
  • • Ağırlık kaybı
  • • 2 haftadan daha uzun süredir bulunan ses kısıklığı veya değişiklikleri
  • • Boyunda kitle veya şişlik
  • • Ses telleri üzerinde gelişen kanserler ses kısıklığına sebeb olmaları nedeniyle erken tespit edilebilirler. Aksine, ses telleri üstünde veya altında yerleşen kanserler sıklıkla geç evrede saptanırlar.

HPV erkeklere nasıl bulaşır ?

HPV en sık cinsel temas ile bulaşır. Ayrıca oral seks sırasında da aktarılabilir. Genellikle herhangi bir belirtiye neden olmadığı için, kadın ve erkeklerin çoğu farkında olmadan HPV alabilir ve bunu diğer kişilere aktarabilir. İlk belirtiler, HPV taşıyan birisi ile cinsel ilişkiye girdikten yıllar sonra bile ortaya çıkabilir. Bu nedenle tek bir partneri olan erkekler bile HPV enfeksiyonuna yakalanabilirler.

Erkek ve Kadınlarda aktif cinsel yaşamın başlangıcından sonraki üçüncü yıldan itibaren tarama amaçlı olarak HPV testi yapılmalı ve her üç yılda bir kez tekrarlanmalıdır.

(American Cancer Society, 2004)

SİFİLİZ

 

SİFİLİZ HASTALIĞI ( FRENGİ )

Sifiliz ya da frengi; bir bakteri çeşidinin neden olduğu, cinsel yolla bulaşan, kronik bir enfeksiyondur. Her yüz bin kişiden ortalama 2.5 kişide görülen, Afrika kökenli Amerikalılarda, beyazlardan 30 kat daha fazla ortaya çıkan bir hastalıktır. Çok eski zamanlardan beri bilinir ve vücudun bir çok bölgesinde etkili olabilir.

Son yıllarda frengi hastalığına yakalananlarda artış olmaktadır. Bunun sebebi cinsel ilişkide bugün gelinen noktadır. İlişkide serbestliğin ve homoseksüelliğin artması hastalığın yaygınlaşmasında etkili olmuştur. Her yıl yaklaşık 15 milyon kişi bu hastalığa yakalanmaktadır.

FRENGİ NASIL BULAŞIR?
Hastalığın ana bulaşma yolu cinsel ilişkidir. Hasta insandan sağlıklıya geçer. Genital bölgeyle temas sonucu vücuttaki bir yaradan mikrop bulaşır. Anal ve oral seks bu hastalığın bulaşmasında önemli faktörlerdir. Ayrıca öpüşmekle de bu hastalığın bulaştığı görülmüştür. Yine anneden bebeğe bulaşma ihtimali oldukça yüksektir. Frengi hastası olan hamile bir kadından doğmamış bebeğe geçen mikrop, bebeğin ölü doğmasına neden olabilir. Ayrıca ölü doğmayan bebekler de erken doğum sonucu hayatlarını kaybedebilirler. Çok nadir olsa da hastalığın başka bulaşma yolları da vardır. Frengili bir kişinin kanının başka bir kişinin yarasıyla teması sonucu hastalık bulaşabilir. Fakat bu düşük bir ihtimaldir.

FRENGİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Frenginin (sifiliz) belirtileri, mikrop vücuda girdikten sonra, evreler şeklinde ortaya çıkar.

1. Evre
bakteri kan yoluyla vücuda yayılır. Yaklaşık 20-25 gün sonra mikrop nerde vücuda girdiyse orada ıslak, kırmızı, etrafı belirgin fakat ağrı yapmayan çıban şeklinde yaralar oluşur. Vajinada, genital bölgede, ağız ve dudakta oluşabilen bu yarallar 2-3 hafta sonra geçerler.

2. Evre;
hastalık tedavi edilmediği takdirde, mikrop bütün vücuda yayılır. Yaklaşık 3-5 ay sonra hastada yorgunluk, baş ve eklem ağrıları, el ve ayakta, vücudun bazı bölgelerinde döküntü ortaya çıkar. Kilo kaybı ve iştahsızlık vardır. Kaşların ve saçların dökülmesi belirginleşir. Hastalığın bu dönemi uzun (1 yıldan fazla) sürer.

Latent Evre;
hastalığın belirtileri olmasa da, yapılan testler sonucu hastalığın pozitif olduğu görülür ve bulaşıcıdır. Bir çok organı etkileyen bu mikrop hala vücutta olduğundan bu dönem 5-10 yıl kadar sürebilir.

Geç Sifiliz Evre;
Bu evrede frengi sonucu oluşan rahatsızlıklar ortaya çıkar. Hastalık bulaşıcı değildir. Ama hastada ölümle dahi sonuçlanabilecek çok ciddi hastalıklara yol açar.

FRENGİ TANISI NASIL KONUR?
Frengi tanısını koymak için bazı kan testleri yapılır ve klinik belirtiler göz önüne alınır. Kanda antikor araştıran VDRL, TPHA gibi testlerle tanı koymak kolaylaşır.

FRENGİ TEDAVİSİ
Sifiliz tedavisinde, bir çok hastalıkta olduğu gibi erken tanı koymak çok önemlidir. Eğer frengi (sifiliz) ilerlemişse, mikrobun etkilediği organlardaki hasarı geri döndürmek imkansızdır. Öncelikle cinsel yolla bulaşan bir hastalıktan şüpheleniyorsanız uzman bir hekime başvurmalısınız. Doktorunuzun size vereceği penisilin, doksisiklin, tetrasiklin türü antibiyotiklerle frengi tedavi edilebilir. Bu ilaçların dozu, uygulama şekli, kullanma süresi doktor tarafından belirlenir. Cinsel organında frengi şankırı olan kişilerin kendi başlarına ilaç kullanmaması gerekir. Tedavi sırasında hastalığı kontrol altında tutmak için testlere devam edilir. Bakterinin miktarı, azalıp azalmadığı bu şekilde gözlenir. Tedavi başladıktan 2 gün sonra bulaşıcılık kaybolur. Hastalığın etkilediği organlara göre tedavi süresi 2 yıla kadar uzayabilir. Tedavisi biten kişilerin 10 gün daha ilişkide bulunmaması gerekir. Tedavi edilen kişinin eşinin de muayene ve gerekirse tedavi edilmesi gerekmektedir.

FRENGİDEN KORUNMAK İÇİN
Prezervatif kullanımı ve tek eşlilik bütün cinsel yola bulaşan hastalıkların önlenmesinde alınacak en önemli tedbirdir. Bu şekilde hastalığa yakalanma riskinizi bir hayli azaltmış olursunuz. İki eşin de tedbir amaçlı incelenmesi hastalığın oluşması ihtimalini ortadan kaldırır. Çok eşli bir cinsel yaşam sürmek, hastalığın bulaşma riskini oldukça arttırır. Tek eşli bir cinsel hayat sürmeniz sağlığınız için gereklidir. Alkol ve madde kullanımı mantıklı düşünmenizi engeller. Cinsel ilişki sırasında olumsuz hareketler yapmanıza neden olur. Bunlardan uzak durulmalıdır. Kan nakli gerekiyorsa, bu kanda gerekli testlerin yapılıp yapılmadığına bakılmalıdır. Ayrıca hamile kişilerin düzenli sağlık kontrollerinden geçmesi gerekmektedir.

Cinsel hastalıklardan korunmayı sağladığı düşünülen bazı yanlış bilgiler vardır. Örneğin prezervatif kullanmanın yüzde yüz koruma sağladığı yanlıştır. Hastalık başka yerden de bulaşabilir. İlişki sonrası yıkanmak ya da tuvalete gitmek de hastalıktan korumaz. Biseksüel ilişkiden kaçınmak gerekir. Ayrıca anal ve oral seks de hastalığın bulaşma riskini çok fazla arttırır.

 

MYCOPLASMA

 

MYCOPLASMA VE UREAPLASMA
Mycoplasma ve ureoplasma doğada yaşayan bilinen en küçük tek hücrelilerdir. Diğer mikroorganizmalardan farklı olarak bir hücre duvarı içermezler. Bu özellikleri nedeniyle etkileri genellikle hücre duvarı üzerinde olan pek çok antibiyotiğe karşı dirençlidirler. Yine aynı özellik nedeni ile mikrobiyolojik incelemelerde kullanılan bazı laboratuvar incelemeleri bu mikroorganizmalar üzerinde uygulanamaz. Bugüne kadar izole edilmiş 15 den fazla türü olmakla birlikte sadece 3 tanesi insanlar için özel önem taşır. Bunlar Mycoplasma pneumoniae ile Mycoplasma hominis ve Ureaplasma urealyticum‘dur. M. pneumoniae insanlarda zaatürreye neden olurken diğer ikisi sıklıkla üreme sistemini ilgilendiren patolojilere neden olurlar ve bu nedenle genital mycoplasmalar olarak adlandırılırlar. Çok küçük olmaları, az miktarda genetik materyal içermeleri ve hücre duvarları olmaması nedeni ile klasik kültür yöntemleri ile tanınamazlar. Mycoplasmaları izole etmek için karmaşık kültür işlemleri gereklidir.

Görülme sıklığı
Mycoplasmalar hem erkekte hem de kadında genitlal enfeksiyona neden olurlar. Yapılan araştırmalarda herhangi bir yakınması olmayan kişilerin %40 ′ında kültürlerde mycoplasma ürediği gösterilmiştir. Bu kişilerin %15 ′inde M.hominis saptanırken %40-75 ′inde U.urealyticum izole edilmektedir. Enfeksiyon doğum sırasında anneden kapılabilir ancak nadiren bu bebeklerde enfeksiyon kalıcı olur. Asıl kolonizasyon kişi cinsel yönden aktif hale gelince başlar. Yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada cinsel yönden aktif ancak herhangi bir yakınması olmayan kadınların %40-80 ′inde ureaplasma türleri izole edildiği gösterilmiştir. Yine cinsel yönden aktif ve yakınması olmayan kadınların %21-53 ′ünde M.hominis üretilmiştir. Enfeksiyon ve kolonizasyonun görülme sıklığı erkeklerde daha düşüktür.

Bulaşma yolları
İnsanlarda mycoplasma ve ureaplasma en sık taşıyıcılar arasında direk temas ile bulaşır. Bu nedenle cinsel yolla bulaşabilen bir hastalık olarak kabul edilir. Çok eşli cinsel yaşam risk olarak kabul edilmektedir. Genital-genital ya da oral-genital temas bu mikroorganizmaların bulaşmasında en sık karşılaşılan yoldur. Bir diğer nadir bulaşma yolu ise hamilelik ve doğum sırasında anneden bebeğe geçiştir. Mycoplasma enfeksiyonları çok nadir olarak cinsel ilişiki dışında etkilenmiş materyale tamas ile de bulaşabilir.

Belirtileri
Mycoplasma ve ureaplasma enfeksiyonları nadiren bulgu verirler. Çoğu zaman herhangi bir yakınmaya neden olmazlar ve sadece alınan kültürlerde üretilebilirler. Her iki organzima da erkeklerde bel soğukluğuna bağlı olmayan ürethra enfeksiyonlarına neden olabilirler. Mycoplasmalar kadınlarda bu tür bir sorun yaratmazken ureaplasmalar kadınlarda da erkeklerdekine benzer problemler yaratabilir. İdrar yaparken yanma ve akıntı ürethra enfeksiyonlarının en önemli belirtisidir. Böbrek enfeksiyonlarının da %5′inden mycoplasmalar sorumludur.

Fallop tüpü iltihabı olanların yaklaşık %10′unda rahim içinde ve tüplerde m.hominis izole edilmektedir. Gebelikte ise plasenta ve amniyon zarında enfeksiyona neden olarak erken doğumlara yol açabilirler. Daha nadir olarak yenidoğan bebekte doğumsal zaatürre, bakteremi ve hatta ölüme yol açabilecekleri bilinmektedir. Ancak bu çok çok nadir karşılaşılan bir durumdur.

Yine çok nadir olarak uzak bölgelerde eklemlerde ve solunum sisteminde iltihaba yol açabilirler. Ancak bu hastalıklar için risk grubunu bağışıklık sisteminde sorun olan kişiler oluşturmaktadır. Mycoplasmaların sezaryen sonrası yara yeri enfeksiyonuna da neden olabildiği bilinmektedir.

Genel olarak mycoplasma ve ureaplasmalar şu hastalıklara neden olabilirler ;
• Urethrit: Ürethra enfeksiyonu ( İdrar atımı sırasında yanma ve acı )
• Pyelonefrit: Böbrek iltihabı
• Pelvik iltihabi hastalık
• Endometrit: Rahim içindeki endometrium dokusunun iltihabı
• Koriyoamniyonit: Gebelikte rahim içinde görülen iltihap
• Cerrahi yara enfekyionları
• Eklem iltihapları
• Yenidoğanda zaatürre ve menenjit
• Mycoplasma ve ureaplasmaların kısırlığa neden olup olmadıkları konusu tartışmalıdır. Direk olarak neden olmasalar bile örneğin pelvik iltihabi hastalık sonrası sekel olarak kısırlık ortaya çıkabilir.
• Erkeklerde sperm sayı ve hareketini bozarak çocuk sahibi olmayı güçleştirebilir.
• Düşük ve erken doğumlara neden olabilmesi nedeni ile tekrarlayan düşüklerin altında yatan nedenlerden birisi de mycoplasma enfeksiyonları olabilir.

Tanı
Mycoplasma ve ureaplasma enfeksiyonlarının tanısı şüphelenilen durumlarda alınan kültür ile konur. Vajinal akıntısı, infertilite ya da tekrarlayan gebelik kayıpları, kronik pelvik ağrısı olan kadınlarda bu mikroorganizmalara yönelik kültürlerin de yapılması önerilir.

Tedavi

Mycoplasma ve ureaplasma enfeksiyonlarının tedavisi tıbbidir. Ancak penisilin ya da sefalosporinler gibi sıkça kullanılan antibiyotikler bu mikroorganizmalar üzerinde etkili değildir. Çünkü adı geçen antibiyotikler bakterilerin duvar yapısını bozarak etki gösterirler. Oysa mycoplasmalarda hücre duvarı yoktur. Tervcih edilecek antibiyotiğe kültür sonucuna göre karar verilir. Kültürle birlikte yapılan antibiyogram testinde mikroorganizmanın hangi antibiyotiğe duyarlı hangisine dirençli olduğu araştırılır. Ondört günlük tedaviyi takiben yeniden kültür için örnek alınarak enfeksiyonun geçip geçmediği kontrol edilmelidir. Devam eden ısrarcı enfeksiyon varlığında ikinci bir antibiyotik kürü uygulanması gerekli olabilir. Hastaların %90′ında tek kür tedavi yeterli olmaktadır.

 

CHLAMYDIA TRACHOMATIS

 

Sessiz ve sinsi bir salgın
chlamydia enfeksiyonu chlamydia trachomatis adı verilen bir bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir. A.B.D.'de her yıl 4 milyon yeni chlamydia vakası görülmektedir ve maalesef bu kadınların %40'ından fazlası hasta olduğunun farkında değildir. Çoğu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti vermez ve başka bir nedenden dolayı doktor kontrolüne gidene kadar fark edilmez. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için tarama testlerinin yapılması şarttır.

Amerikan Üreme Tıbbı konferansında sunulan, İspanyol bilim adamlarının araştırmasına göre, chlamydia enfeksiyonu, erkeklerde spermde tahribat yaratabiliyor. La Corunadaki Canalejo Üniversite Hastanesinden bir ekip, chlamydia bulaşmış çocuğu olmayan erkekler üzerinde, yeni bir mikroskopik analiz tekniği kullanarak yaptığı araştırmada, bu erkeklerin spermlerindeki tahribat seviyesinin veya DNA parçalanmasının diğer erkeklere göre üç kat fazla olduğunu saptadı. Cinsel yolla bulaşan en yaygın enfeksiyonlardan biri olan chlamydianın sadece kadınlarda değil erkeklerde de kısırlığa yol açabildiği saptandı.

Belirtileri
chlamydia taşıyan pek çok kişide herhangi bir belirti görülmez. Bu kişiler farkında olmadan bu bakteriyi taşıyabilir ve partnerlerine geçirebilirler. Eğer belirtiler görülürse bu genellikle bakteriyi taşıyan kişi ile cinsel temastan 5 ila 15 gün sonra olur.

Kadınlarda Belirtiler
Vaginal akıntı, Mens dönemleri arasında kanamai Alt karında hafif ağrı, İdrar yaparken yanma hissi / ağrı

Erkekler Belirtiler
Penisten gelen açık sarı renkte, genellikle külotta leke bırakan akıntı. İdrar yaparken yanma hissi / ağrı, Penis ucunda hafif kaşıntı veya rahatsızlık hissi, İdrar yapma sıklığında hafif artış

Bulaşma yolları
Cinsel ilişki (vajinal, anal, oral). Hamile anneden bebeğine doğum sırasında

chlamydia komplikasyonları nelerdir
Tedavi edilmemiş yada teşhisi gecikmiş chlamydia üreme organlarına zarar verir, kısırlığa neden olur.

Erkeklerde :
• Üretrit,
• Epididimit,
• Epidididmo orşite (testis iltihabı) ve kısırlığa neden olabilir.

Kadınlarda :
• Cervisite,
• Fallop tüplerinin iltihabına ve tıkanmasına,
• Pelvik iltihabi hastalığa ( PID ),
• Kronik pelvik ağrılara,
• Kısırlığa,
• Dış gebeliğe,
• Hamile kadında ise erken doğuma ve
• Doğumda bebeğe bulaşarak yenidoğanda enfeksiyonlara neden olur.

Doğumda bebeğe bulaşırsa :
• Yenidoğanda göz iltihaplarına,
• Solunum yolları enfeksiyonlarına ve zatüreye neden olur.

Tanı
Tanı hastanın öyküsü ve muayene esnasında alınan servikal doku örneğinin laboratuvarda incelenmesi ile konur. chlamydiayı saptayacak ve tarama testi olarak kullanılabilecek idrar analiz teknikleri mevcuttur. Bu masraflı bir teknik olmasına ve heryerde yapılamamasına rağmen etkili bir teşhis yöntemidir. chlamydia saptandığında kişinin son 1 hafta içinde ilişkide bulunduğu bireyler de taranmalıdır.

chlamydia nasıl önlenir

• Kadınlarda düzenli doktor kontrolü ve düzenli tarama testleri olmak erken tanıda önemlidir.

• Vajinal akıntı, kaşıntı, idrarda yanma, ateş, bulantı, karın ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı var ise mutlaka tarama testleri yapılmalıdır.

• Erkeklerde Peniste akıntı, Penis ucunda yanma, İdrar yaparken yanma, Penis ucunda kaşıntı, Testislerde ağrı ve şişme şikayetleri var ise mutlaka chlamidya araştırması yapılmalıdır.

• Tedaviniz bitene dek kimseyle cinsel temasta bulunulmamalıdır.

• Tedavi için verilen ilaçların bitirilmesi gerekir.

GONORE

 

BEL SOĞUKLUĞU (GONORE)
Bel soğukluğu; idrar yollarında, rahim ağzında, gözde, rektumda ve üreme organlarında yerleşen Neisseria gonorrhoeae isimli bir bakterinin neden olduğu hastalıktır. Hem kadında hem de erkekte görülen bu hastalık akıntılı iltihaba neden olur. Gonore cinsel yolla bulaşır ve bu yolla bulaşan hastalıklar arasında en çok görülen hastalıktır.

Erkekten kadına bulaşması daha kolay olan bu hastalık, genelde genç erkeklerde ve kadınlarda görülür. Kadında yerleştiği bölge çoğunlukla rahim ağzıdır. Korumasız ve çok eşli ilişkiler yüzünden bu hastalığa yakalananların sayısı her yıl artmaktadır. Dünyada her yıl 50 milyondan fazla kişi bu hastalığa yakalanmaktadır. Yapılan bir araştırmada her otuz saniyede bir kadın bu hastalığı kapmaktadır.
Bu hastalığa neden olan bakteri, sadece insandan insana bulaşabilir. Direkt temas gerekir. İnsan vücudunun dışında yaşaması zordur. Bu bakteri kuru ortamda yaşayamaz. Neme ihtiyaç duyar.
Bel soğukluğu, bir çok kadında belirti vermez. Kişi, taşıyıcı olarak kalır. Erkeklerde idrar yaparken yanma ve peniste akıntı görülür.

BELİRTİLERİ NELERDİR?
Erkekte; ilişkiden sonra bir hafta içinde ortaya çıkabilir. Öncelikle hafif bir yanma görülür. Daha sonra hastalık daha da şiddetlenir ve sarı renkte bir akıntı ortaya çıkar. Akıntı yeri kızarır ve şişer. Tedavi edilmediği takdirde sperm yolları iltihaplanır ve kısırlık meydana gelir. Hastada sık sık idrar yapma hissi uyanır. Fakat idrara çıktığında az idrar yapar. Bazı hastalarda ise hastalık belirti vermeyebilir.

Kadında; belirtinin şiddeti değişiktir. Hatta bazen belirti vermeyebilir. İdrar yollarında sarı-yeşil renkte bir akıntı meydana gelir ve bu akıntı kötü kokuludur. Adet düzeni bozulur ve adet dönemleri arasında kanama görülür. Yine erkekte olduğu gibi idrara çıkarken yanma vardır. Kadınlarda bartholin bezleri bulunur. Bu bezlerin iltihaplanması sonucu şişlik oluşur ve bu şişlik ağrıya neden olur. Tedavi edilmediği takdirde bu iltihap yayılır ve enfeksiyon başka yerlerde de görülür. Dış gebeliğe neden olabilir. Hatta kısırlığa yol açar.
Anal ve oral ilişkiler sonrası rektumda ve ağız bölgesinde enfeksiyon gelişebilir. Cinsel ilişki sırasında üreme organlarında ağrı görülür ve buradaki kaslarda iltihap meydana gelebilir.
Bazı durumlarda eklemlerde ağrı oluşur. Bu, bakterinin kana karışması sonucu ortaya çıkar. Eklemlerde ağrı, iltihap ve şişlik görülür. Sadece bir yerde oluşan bir durum değildir. Gezici bir ağrıdır. Ağrı bir yerde geçse bile daha sonra başka yerlerde ortaya çıkabilir.
Ayrıca bu hastalık hamile anneden bebeğe bulaşabilir. Bu durumda bebekte kızarıklık ve akıntı oluşur. Körlüğe yol açan bir rahatsızlıktır.

BEL SOĞUKLUĞU TANISI
Seroloji ve kültür yöntemleriyle bel soğukluğu tanısı alınan idrar ve kan numunesinden konulabilmektedir.

BEL SOĞUKLUĞUNDA NASIL BİR TEDAVİ UYGULANIR?
Her hastalıkta olduğu gibi bu hastalığın da tedavi edilmesinde erken teşhis, hastalığın daha kolay ve çabuk geçmesini sağlar. Tedavinin amacı hastalıktan tamamen kurtulmak ve hastalığın başka yerlere yayılmasını önlemektir.
Hastalığın tanısı laboratuar testleriyle konulduktan sonra hastalığın tedavisinde antibiyotikler kullanılır. Hap ya da iğne şeklinde olabilir. Büyük oranda iyileşme sağlanır. Genelde tek bir ilaç kullanımı yeterli olmaz. Birden fazla ilaçla tedavi yürütülür. Hastalık, düzenli kontrol edilmeli, iyileşme sağlandığı takdirde tekrar kültür yapılarak bakterilerin üreyip üremediği kontrol edilir.
Bu hastalığı geçirenlerin eşleri de tedavi edilmelidir. Düzensiz antibiyotik kullanımı bakterilerin hastalığa karşı direnç kazanmasına neden olur. Bu hastalıkta penisilin türü ilaçlar kullanılır.

BEL SOĞUKLUĞUNDAN KORUNMANIN YOLLARI
Bel soğukluğundan korunmak için mutlaka tek eşlilik tercih edilmelidir. Hayat kadınlarında, birden fazla kişiyle birlikte olanlarda bel soğukluğu görülme ihtimali fazladır.
Bir diğer yöntem ise ilişki sırasında korunmaktır. Prezervatif (kondom) kullanmak büyük oranda korunma sağlar. Yalnız prezervatif bir kere kullanılmalı sonra atılmalıdır. Fakat asla yüzde yüz koruma sağlamaz.

Bu hastalığın erken tanısı hastalığın başkalarına bulaşmaması için çok önemlidir. Bu hastalığa yakalananların hastalıktan tamamen kurtuluncaya kadar cinsel ilişkiden uzak durmaları gerekir. Çünkü hastanın kendi sağlığını düşündüğü kadar karşıdaki insanı da düşünmesi gerekir.

HERPES SIMPLEKS ( HSV )

 

Herpes Nedir?
Herpes Simpleks ya da Uçuk hastalığı, Herpes Simpleks Virus denilen virüsün neden olduğu cilt ve mukozalarda gözlenen içi su dolu keselerden ibaret bulaşıcı bir hastalıktır. Herpes Simpleks virüsünün sekiz tipi olup, klinik olarak en sık üç tipine rastlanmaktadır.

Bu üç tip hakkında bilgi verir misiz?
HSV 1 daha çok ağız, burun ve çevresinde izlenirken, HSV 2 genital bölgede yerleşmektedir. HSV 3 ise Zona denilen rahatsızlığa yol açan, sinirlerde yerleşen tipidir. Bu tip diğerlerinden farklı olarak içi su dolu keseler şeklinde değil, kızarıklık ve iğne batması şeklinde hissedilen diğerlerinden daha keskin ağrılar yapan bir tipidir. Kuşak şeklinde belirli bir alanı tutar ve öncelikle ağrılar başlar. Daha sonra ağrı duyulan alanlarda nokta nokta kızarıklıklar başlayarak sınırlı ve belirli bir alanı kaplayan döküntü oluşur. Virüsün tuttuğu bölgeye uyan cilt bölgesinde yerleşir. Bir süre devam ettikten sonra öncelikle ağrılar, ardından döküntü iz bırakmadan iyileşir.

Herpes Simpleks’in türleri organlara nasıl etki eder?
HSV 1 ise yüz, dudaklar, burun ve ağız içinde içi su dolu kabarcıklar oluşturur. Bu kabarcıklar çok kısa süre içerisinde açılıp üzerleri ülserleşir ve yakınlarındaki diğer küçük ülserlerle birleşme eğilimi gösterirler. Ardından üzeri sulanan bu yaralar kabuklaşır. Kabuklar sarı beyaz renktedir. Daha sonra kabuklar kendiliğinden yumuşayarak düşerler. İlk başta yerlerinde kahverengi bir leke bırakır . Daha sonra kahverengi bir ize dönüşür. HSV 2 ise genital bölgeyi tutar. Kasıklar, kadında vajina dış dudakları, iç kısmı, anüs ile vajina arasındaki bölgeyi, rahim ağzını, erkekte penisin özellikle gövdeye yakın kısmını, nadiren penis başı ve testisleri, kalçaları tutabilir.


Nasıl bulaşır?
Herpes virüsü temasla bulaşır. Öpüşme, cinsel ilişki, aynı havluyu kullanma gibi virüsü taşıyan birey ile temas doğrultusunda virüsler alınır. Virüsler deri ve/ veya mukozalardaki çatlaklardan vücuda girerler. Sinir hücrelerini tutarak bu sinirlerin lifleri boyunca ilerlerler. Liflerin ganglion denilen ana merkezlerine yerleşirler. Ardından o bölgeye ait cilt ya da mukoza bölgesinde lezyonlarını oluşturmaya başlarlar. Virüsler yerleştikleri yerde ölmezler. Yapılan tedaviler de virüslerin yok edilmesini değil hastalık oluşturmalarını önlemek ya da en azından azaltmak amacıyla yapılabilmektedir.
Özellikle genital bölge uçukları için nelere dikkat edilmelidir?
Genelde Herpes Simpleks virüs bulaştığında her iki tipi de alınabilmektedir. Ayrıca özellikle HSV 2 denilen genital bölge uçuklarında cinsel temas ile virüs alındığı unutulmamalı ve yine cinsel temasla bulaşabilecek başka hastalıklar da akla getirilmelidir. Zira, HSV 2 virüsü kadar kolay bulaşabilen ve tehlikeli seyreden başka bir takım virüs hastalıkları da aynı kişiden alınmış olabilir ( Sarılık , AİDS, Frengi gibi…). Bu nedenle HSV 2 görülen bireylerde diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da testler ile taranması doğru olacaktır.

Herpes İnfeksiyonu yaygın mıdır?
Bu zorluğun en önde gelen nedenlerinden bir tanesi infeksiyonun hastalık alındıktan sonra belirti ortaya çıkarmadan kalarak taşıyıcılık oluşturmasıdır. Hastalığa sahip bireylerin yarısından fazlası ( ~% 65 i) hastalığa sahip olduklarını bilmezler. Ayrıca HSV 2 ile temas etmiş bireylerde hastalık oluşsa bile korku ve utanç gibi nedenlerle hastalıklarını saklamaları gibi bir durum da söz konusudur. Bu nedenle hastalık hakkında başvuru aslında virüsü taşıyan birey sayısından çok daha azdır. HSV infeksiyonu toplumlar arasında da farklı oranlarda görülmektedir. ABD’de % 20’lerde olan bu oran, İsveç’te % 35’lerde, Brezilya’da % 40’lardadır. Ülkemizde ise ne yazık ki bilimsel bir istatistik bulunmamaktadır. Ancak tahmin edilen oran % 30’lardadır. Sosyokültürel seviyesi düşük toplumlarda daha sık izlenmektedir. Gelir ve eğitim düzeyi düşük populasyon da hedef noktasıdır.

HSV-2 enfeksiyonuna yakalanmada risk faktörleri
• Cinsel partner sayısının artması
• Yaşın ilerlemesi
• Düşük gelir
• Eğitim seviyesinin düşük olması
• Siyahi ya da Hispanik etnik kökenli olma
• Kadın olma
• Erkek eşcinsel ilişki
• HIV enfeksiyonu

Hastalık nasıl oluşmakta ve seyretmektedir?
Virüs alındıktan kısa bir süre sonra ( 2- 12 gün kadar zaman aralığında) içi su dolu keseler ve kaşıntılı lezyonlar oluşmaya başlayabilir. Hastanın bağışıklık durumunun kuvvetine göre bir miktar yayılır. Virüsle temas eden bireylerin yarısından fazlasında ise herhangi bir şikayet olmamaktadır. Hasta hastalık nedeni olan virüsü vücuduna almış, sinir sistemine yerleşmiş vaziyettedir. Cinsel ilişkiye girdiği bireylere virüs bulaştırmaktadır. Bağışıklık sistemi baskılandığı herhangi bir durumda ise hastalık belirtileri ortaya çıkacaktır. Bazen bu süreci hasta hiç yaşamaz .Ancak virüsü taşıyıcılığı devam etmektedir.Bazen de yılda en az dört ayrı atak yaşarlar.

Hastalık hangi durumlarda kendini gösterir?
Yeterli beslenememe durumunda, aşırı A vitamini alındığında, aşırı alkol tüketiminde, yoğun stres dönemlerinde, grip vs. gibi bağışıklık sistemini yoran bazı hastalıklarda, adet dönemlerinde, sık cinsel ilişkiye girildiği dönemlerde, kişisel hijyen bozukluğunda hastalık tekrarlamaya başlar. Belirtiler en şiddetli ilk infeksiyonu aldığında görülse de bağışıklık sistemi burada ana rol oynadığından herhangi bir nüksde de şiddetlenebilir. Hastalık belirtileri 20 gün kadar sürebilmekte ve kadınlarda bu dönemde rahim ağzında olabilen yaralar yüzünden akıntı, ağrılı cinsel ilişki gibi şikayetler belirebilmektedir.

Gebelikte hastalıkla temas edilmesi veya hastalığın bu dönemde nüksetmesi gibi durumlarda ne yapılabilir?
Hastalık gebeliğin ilk üç ayında geçirilirse fetus üzerinde çok ciddi hasar oluşturması iddia edilmiş olsa da bu konu da bilimsel veriler bulunmamaktadır. Ayrıca bu hasarların ultrason ile tespiti de mümkün olmayabilir. Bu nedenle tüm gebeler gebeliğin ilk döneminde bu infeksiyonun geçirilip geçirilmediği yönünde taranmalıdır. Virüsün yeni alındığı aktif infeksiyonun geçirildiği vakalarda gebeliğin sonlandırılması düşünülebilir. Hastalığı daha önce almış ve bağışıklanmış bireylerde fetus açısından bir tehlike bulunmamaktadır. Bu gebelerin gebelikleri sırasında hastalığın nüksünü yaşamaları durumunda herhangi bir tedavi uygulanmamakta sadece destek yaklaşımları benimsenmektedir. Doğuma yakın genital uçuk geçiren gebelerde ise eğer lezyonlar mevcutken doğum başlarsa bu gebelerde bebeğin temas ederek virüsü almalarını engellemek için sezaryen tercih edilmelidir. Ayrıca bebeğin doğum sonrasında da bu virüsle temasını en aza indirmek için çok dikkat edilmelidir.

Tanı
Laboratuar bulguları ile tanı koyulabilir.Laboratuar testleri arasında yaradan sürüntü ile yapılacak kültür çalışmaları vardır. Serolojik testlerle kanda HSV Tip1 ve Tip2’ye karşı oluşmuş antikorların varlığı ile konulabilmektedir.

Herpes virüsün tedavisi mümkün müdür, neler yapılabilir?

Herpes Virüsünün tam bir tedavisi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle öncelikle virüsü kapmamaya özen göstermek gerekmektedir. Yabancılar ile temastan kaçınmak, cinsel ilişkide prezervatif kullanmak, ortak havlu vs. kullanımından uzak durmak gerekmektedir. Virüsü aldığımızı düşündüğümüz bireyi mutlaka bu durum hakkında bilgilendirmeli, kendisinin hastalık ihtimali hakkında dikkatini çekmeliyiz. Hastalığı kapma halinde veya nüksü önlemek için de bağışıklık sistemini güçlendirmeli, aşırı alkol, aşırı yorgunluk, beslenme bozukluğu, stres gibi durumlardan uzak kalmaya özen göstermeliyiz. Hastalık lezyonlarının en büyük sıkıntılarından biri de kolayca bakteri ile tekrar infekte olabilerek daha derin, daha geniş ve daha çok iz bırakan ülsreler haline gelebilmeleridir. Bu nedenle el ile temastan olabildiğince uzak durmalı, aktif lezyonların olduğu dönemde kağıt havluları tercih etmeli ve temastan kaçınmalıyız. Genital bölgede yer alan bütün yaralar önemlidir. Burada en korkutucu olanı, başka hastalıkların herpes zannedilerek atlanması ihtimalidir genital bölgede ki yara ve ya benzeri lezyonlar HPV, Frengi gibi diğer cinsel hastalıklardan dolayıda varolabilmektedir..Ayrıca bir diğer önemli husus da, herpes infeksiyonu varlığında olası diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da alınmış olma ihtimalidir.Şüpheli bir cinsel temas sonrasında testler yapılarak tanı konulması ve tedaviye başlanması gerekmektedir.

Hepatit B

Hepatit C

HPV

SİFİLİZ

Mycoplasma

Chlamydia

Gonore

Herpes Simpleks ( HSV )